Hz. Allah'ın Kuranı Kerim'i Koruması

Allah Kuranı Kerim'i Nasıl Korudu?
Kur'an-ı Kerim'i Allah Teâlâ'nın nasıl koruduğu hususunda ihtilaf edilmiştir.

Bazılarına göre Allah Teâlâ'nın, Kur'an'ı muciz Ve beşer ke­lâmına mubayin olarak kılması, onu koruması demektir. Böylece insanlar onda eksiklik veya fazlalık yapmaktan aciz kalırlar. Eğer onda eksiklik veya fazlalık yapabilirlerse, Kur'an nazmı bo­zulur. Oysa bu fazlalık veya eksikliğin Kur'an'dan olmadığı ,tüm akıl sahiplerine görünmüş olur. Kur'an'ın muciz olması, şehri ko­ruyan sur misali onu korumaktır.

Bazılarına göre Allah Kur'an'ı korumuş; yani insanlardan herhangi birinin ona muarız bir söz etmesi için kendisine güç ver­memiştir.

Bazılarına göre, Allah insanları Kur'an'ı iptal ve ifsaddan aciz bırakmıştır. Onu ezberleyen sürekli müzakere ve onu her yerde tüm kâinata ilan edecek kimseleri var etmiştir.

Bazılarına göre, Kur'an'ın korunmasıyla Kastedilen, Kur'an'in bir harfini değiştirmek veya fazladan bir nokta koymak istenmesi durumunda, dünya ehlinin onlara «Bu yaptığın iftiradır, Allah'ın kelâmını tağyir etmektir» demesidir. Nitekim büyük bir alim te­sadüfen bir yanlış, bir hazf ya da bir harfte yanlış okuma yapsa, ders okuttuğu çocuklar bile, ona «Ey alim sen yanıldın, onun doğ­rusu şudur» derler. îşte bu, «Elbette onu yine biz koruyacağız» ifadesinden anlaşılmaktadır.

Kur'anin korunması hususundaki titizlik hiçbir kitaba nasip olmamıştır. Hiçbir kitap yoktur ki hiç değilse bir kısmı tağyir ve­ya tahrif edilmemiş olsun.

Kur'an'ın mahfuz olması, her türlü tahriften salim bulunma­sı, hem mülhidlerin hem de Yahudi ve Hıristiyanların şiddetli sal­dırılarına rağmen, böyle bir iddianın ispatlanamaması, onun en büyük mucizelerindendir. Allah Teâlâ asırlar önce Kur'an'ı koruyacağını bildirmiştik Bu gaybî bir ihbardır ve kahir bir mucize­dir.

Bazı müfessirlere göre, «Elbette onu yine biz koruyacağız» cümlesinde geçen «onu» (Lehu) zamiri Hz. Peygamber'e racidir. Nitekim Allah Teâlâ başka bir ayette «Allah seni insanlardan ko­ruyacaktır» diye buyurmuştur." (Ali Arslan, Büyük Kur'an Tefsiri)

"Kur’ân indiği zaman indiği şekliyle ve ayrı ayrı tertemiz sayfalara yazılıyordu ve bunların hangi sûreye ve sûrenin neresine ait olduğuna işaret ediliyordu. Bu sayfaların hepsi bir arada ciltlenmiyor, (âyetlerin) nesh edilmesi düşünülebiliyordu. Yalnız {*} “Tertemiz sahifeleri (okuyan)” (Beyyine, 98/2) {*} “Tertemiz sahifelerdedir” (Abese, 80/13) olarak tam bir saygi ile korunuyordu. Istinsâh edenler (yazanlar) de o şekilde yazıp ezberliyorlardı. Önce Ebu Bekir Sıddık (r.a.) hazretlerinin halifeliği döneminde bütün bu sayfaların hepsi birlikte yazılıp toplu olarak sirâzelendi ve ona “Mushaf” ismi verildi ki, buna Kur’ân’ı toplama meselesi denilir. (Tevbe Sûresinin sonundaki {*} “Ey insanlar! Süphesiz ki size, kendinizden bir peygamber gelmistir.” (Tevbe, 9/128) âyetine bakınız). Ondan sonra ashab-i kirâm, sayfalarını mushaf haline koydular. Hz. Osman’ın halifeliği döneminde çevre eyaletlerde bazı anlaşmazlıklar yüz gösterdiğinden dolayı Hz. Osman, Hz. Ebu Bekir zamanında ilk toplanan mushafı kırâat imamları olan ashab-i kirâmın hazır bulunmasi ile bir daha tatbik ederek ve inceleme yaparak sekiz nüsha daha yazdırıp yedi nüshayı esas olmak üzere Medine, Mekke, Yemen, Bahreyn, Şam (Suriye), Kûfe ve Basra gibi merkez olan eyaletlere gönderdi, birini de kendi yanında alıkoydu ve ondan sonra bütün mushaflar bunlara uygun olarak yazıldı. Bunun için Hz. Osman’ın yanında alıkoyduğu mushafina „Imam“ ismi verilmiştir."

"El-Hakim (Ö 405-1014) Müstedrek’inde “Kur’an metninin bir araya getirilmesi 3 defa yapılıp, birincisi Resulullah’ın huzurunda olmuştur.” Dedikten sonra, bu hükmüne esas teşkil eden şu hadisi, Zeyd İbn Sabit’den (Buhari ve Müslim’in rivayet şartlarını taşıyan bir senedle) nakleder. Zeyd diyor ki: “Biz, Hz. Peygamber’in huzurunda Kur’an’ı birtakım parçalardan telif ediyorduk (topluyorduk).” Beyhaki bu hadis hakkında: “Kanaatimce bundan maksad, birkaç ayrı defada indirilen ayet gruplarını, Hz.Peygamber’in Nezaretinde sureler halinde derlemektir.” Demektedir. Şu halde vahyi tamamlanan sureleri peygamberimiz, mevcut en uygun malzemeye, birtakım sahifeler halinde temize çektirip muhafaza ediyordu.

Peygamberimizin hayatında birçok sahabi Kur’an’ı hem hafızalarında hem de sahifelerinde toplamış bulunuyorlardı. O’nun ahirete irtihali üzerine Hz.Ali derhal evine kapanmış, “Kur’an’ı cemetmedikçe Cuma namazına çıkmak hariç, ridamı giymemeye yemin ettim” diyerek, sözünü yerine getirmiş, Kur’an’ı cemetmedikçe Hz.Ebu Bekir’e biat etmemişti.

Asrı Saadette Kur’an’ın tamamını ezberlemiş kişilerin sayısı ve isimleri hakkında muhtelif rivayetler vardır. Ebu Ubeyd (224-838) gibi eski bir müellif el-Kıraat adlı eserinin başında, 30’a yakın hafız sahabe adı verip, bazılarının hafızlıklarını Peygamberimiz vefat ettikten sonra ikmal ettiklerini yazmaktadır.

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

Son yorumlar

Anket